Ve sen bana baktığında, aramızdaki uçurumları kapatabilmek için tek bir sözcük yeterliydi aslında.
Victoria !
Bir melek bana sesleniyordu. Adım uzun bir tünelin en uzak ucundan haykırılıyormuş gibi çınlıyordu kulaklarımda. Birisi bana sesleniyordu. Başımı çevirmek istedim. Bedenimi girdiği ızdırap denizinden kurtarabilmek için, bana seslenen meleğe ulaşabilmek için delicesine bir istekle başımı çevirebilmeyi diledim. Ama bedenim uyuşmuştu, gözkapaklarım çoktan vazgeçmişti savaşmaktan. Hissizlik bulutunun içindeydim sanki. Göremiyordum, duyamıyordum, konuşamıyor, hareket edemiyordum. Ölüm değildi bu, sanki arafta kalmıştım.
” En azından savaştın,” diyordu içimdeki ses. “Denedin.”
Zihnimde beliren görüntülere engel olamıyordum. Devona’nın yüzü buğulu bir ayna gibi zihnimde dolaşıyordu. Kızımın saçlarını okşarken “ Döneceğim,” diyordum, Devon’ın yüzüne hasretle bakarken “ Döneceğim,” diyordum. Şimdi kızımın yüzü aklımda canlanmışken ona ne diyecektim? Ona gelemeyeceğimi nasıl söyleyecektim? Devona beline kadar bukle bukle dökülen sarı saçlarını savurarak kahkaha atıyor, zıplayarak şarkı söylüyordu. Ona uzanmak, kollarıma alıp kokusunu doya doya içime çekmek istiyordum ama ellerim kızıma ulaşmıyordu. Devona’nın yüzü daha yakındı şimdi. Gök mavisi gözleri dolu dolu yüzüme bakarken bir gözyaşı tanesi kirpiklerine takılıp yanağına düştü. İçimin yandığını hissettim. İçimden bir parçanın koptuğunu hissettim.
” Söz vermiştin,” diyordu kızım hıçkırıkları arasında. “ Döneceğine söz vermiştin !”
Parmaklarımı uzatıp kızımı tutabilmek istedim ama hareket edemiyordum. İçimden delicesine yükselen hıçkırıklarla “ Denedim,” diye haykırdım. Oysa Devona çoktan gitmişti. Zihnimdeki hiçliğin içinde “ Denedim,” diye haykırdım yeniden. “ Sana dönebilmek için savaştım, denedim, beni affet !”
Hissizliğin içinde parçalara ayrılana kadar ağladım. Geri dönebilmek için, kızımdan özür dileyebilmek için delicesine yalvardım. İçimdeki acıyı kustum karanlığa, hıçkırıklarım sessiz çığlıklar gibi yankılanırken havada sesimi duyurabilmek için dua ettim. Beni bulmaları için dua ettim, geri dönebilmek için dua ettim.
***
“ Orospu çocuğu ! Seni öldüreceğim, seni ellerimle hadım edeceğim !” Yumruğum kanlar içinde kalmış piçin yüzüne tekrar tekrar inerken vahşi bir hayvan gibi kükrüyor, gözlerimden taşan saf öfkeyle kadınıma dokunan adamı öldüresiye dövüyordum. Yaşamaya hakkı yoktu onun. Bu piçin kanını ellerimde hissetmedikçe, gözlerindeki ışığı sönerken izlemedikçe, onun soğumuş iğrenç bedenini tekrar tekrar tekmelemedikçe durmayacaktım. Duramazdım.
Omzumda hissettiğim sert baskıyla başka bir darbe için hazır bekleyen yumruğum havada asılı kalırken Matt’in “ Yeter .” dediğini duydum. Sanki çok uzaklardan söylenmiş bir ezgi gibi geliyordu kulağıma. Yumruğum hızla piç herifin yüzüne inerken kırılan dişleri, burnu , patlayan derisi dışında elmacık kemiğinden de tatmin edici bir çatırtı yükseldi. Aldığım zevkle şaha kalkan içimdeki canavar “ Daha fazla.” Diye fısıldadı.
Daha fazla.
Ellerim piç kurusunun boğazına kayarken parmaklarımla boynunu sıkıyor, kan içindeki bedeni hava için çırpınırken şevkle onu izliyordum. Ancak ellerim henüz amacına ulaşamadan daha sert bir baskıyla geriye çekildiğimi hissettim. Sert zemine çarpan sırtıma aldırmadan hışımla yeniden ayaklandığımda önümde bir engel olduğunu fark ettim.
Buz gibi bakan ela gözler katıksız bir güçle doluydu. Sesi hiçbir tartışmaya yer vermeksizin güçle yükseldi.
” Yeter !”
Durdum. Soluk soluğa bulunduğum yeri idrak etmeye çalıştım. Gözlerimdeki sis perdesi yavaş yavaş kalkarken kan ter içinde nefes nefese kaldığımı ve sıkılı yumruklarımdaki sızlamayı fark ettim. Matt’e sanki onu ilk kez görüyormuşum gibi bakarken zihnim bulunduğu konumu araştırıyordu. Cevap aklımda bomba gibi patlarken başımı korkuyla arkaya çevirdim. Darmadağın, yarı çıplak bedeniyle birkaç metre ötemde yatan Victoria’nın yüzüne bakarken hiçbir şey düşünemiyordum.
Koştum. Yer ayaklarımın altından kayarken delicesine koştum. Bedenimi dizlerimin üzerine atıp acımı umursamadan Victoria’nın bedenine uzandığımda buz gibi teniyle karşılaştım.
Yüzü bir hayalet kadar solgun, dudakları her zaman taptığım o kırmızılığından uzak bembeyazdı. Soğuktu. Fazla soğuktu.
Titreyen ellerimle güzeller güzeli Victoria’mın yüzünü avuçlarımın arasına alırken kanlı ellerimle yanaklarını okşuyordum.
“ Victoria. Hadi aşkım yüzüme bak. Bana bak. Victoria !” Victoria’nın tepkisiz buz gibi bedenini kollarımla sararken sesim kendime bile yabancı geliyordu. Delicesine çarpan kalbimdeki çaresizlikle yüzümü göğsüne gömdüm orada içinde kalbinin zayıf ama hala hissedilen atışlarını duyabiliyordum.
”Victoria …” dedim gözlerimden akmakta olduğunu fark etmediğim gözyaşlarımla Victoria’nın yüzüne yaklaşırken. Dudaklarımı kanlanmış buz kesmiş yaralı yanaklarında gezdirdim. Alnını öptüm usulca. Burnunu, kirpiklerini ve ardından dudaklarına yöneldim acıyla. O dudakları yeniden sıcak yapabilmek için, o dudaklardaki anılarımıza yeniden ulaşabilmek için tüm benliğimle öptüm onu.
” Uyan. Bana bak. Sıcak kal aşkım, sıcak ol. Uyan !”
Victoria’nın buz kesmiş bedenini kucağıma alırken paltomla bedenini sıkıca sardım. Yüzünü göğsüme gömer, sıcaklığımı onunla paylaşırken sessizce dua ediyordum. Ne kadar süre geçti, orada öyle ne kadar oturdum bilmiyorum. Uzaktan, çok uzaklardan sesler yükseliyordu. Önce ışıkları fark ettim ; parlak ışıklar yüzüme vuruyor , sesler gittikçe yaklaşıyordu.
Parçalanmış gömleğimin üzerinde bir baskı hissettim. Birinin beni sarstığını fark ettim.
Nerede olduğumu unutmuş sadece kollarımdaki Victoria’nın yüzüne takılı kalan gözlerimi nihayet omzuma dokunan kişiye çevirdiğimde endişeyle açılmış bir çift kahverengi gözün bana bir şey söylemeye çalıştığını anladım. Seslere kapanmıştım sanki. Sıcak kahverengi gözlü kadının söylediklerini ancak bir dakika sonra anlayabildim.
” Bayım, iyi misiniz ?”
Sadece kadının yüzüne bakmakla yetindim. Hayatım kollarımda ölmek üzereyken benim iyi olup olmadığımı nasıl düşünebilirlerdi ? Hayatım parmaklarımın arasından kayıp giderken nasıl iyi olabilirdim ?
Kahverengi gözlerde anlayış dolu bir bakış belirdiğini gördüm. Kadının naif sesi kulaklarımda yankılandı.
” İzin verin, onu iyileştirelim. Hadi.”
Yüzümü yeniden Victoria’yaya çevirdim. Yara içindeki yüzünü okşadım şişmiş parmaklarımla.
” İzin verin, bayım.” Dedi başka bir ses.
Onu bırakmak istemiyordum. Sıcaklığımı veriyordum ben Victoria’yaya. Yeniden sıcak olacaktı, yeniden bana bakacaktı. Bırakırsam onu kaybederdim.
” Bırak onu iyileştirsinler Devon, izin ver” dedi daha tanıdık bir ses. Boş bakışlarla yüzüme bakan adama döndüm. Bakışlarındaki bir şey beni bırakmaya zorladı. Onu iyileştirmelerine izin vermeye zorladı.
Victoria’mın bedeni kollarımdan alınırken delicesine bir koşuşturma başladığını fark ettim. Dizlerimin üzerinde bomboş kalan gözlerimle ellerime bakarken birilerinin beni kaldırmaya çalıştığını hissettim. İtiraz etmedim. Konuşacak gücüm yoktu. Söyleyecek tek bir kelimem yoktu. Buz gibi bedenimle dışarıya doğru yürürken rüzgar kulaklarıma bir meleğin hikayesini fısıldıyordu.
***
- Matt-
Hastaneler hiçbir zaman sevememişimdir. Antiseptik kokusu burun deliklerimden sızarken bembeyaz koridor ve odalarıyla buz gibi bu yeri anlamsız bakışlarla izliyordum. Yaslandığım duvardan sırtıma çarpan serinlik azda olsa kendimi sakinleştirmeme yardımcı olurken gözlerim kapalı kapılara çevrilmişti. Bir anda havada hissettiğim elektrik değişiverdi. Buruk bir yasemin kokusu antiseptik kokusunu bastırıp içime işlerken yumruklarımı sıktım.
” Matt ?” dedi Gabrielle ürkek zayıf bir sesle. Yüzüne bakmadım.
Gabrielle’nın uzun ve taptığım bedeninin hareketlendiğini fark ettim. Şimdi tam önümde duruyordu. Ondan daha uzun olduğumdan başımı tuttuğum hizadan kaldırmadım. Hala yüzüne bakmıyordum.
Gabrielle titrek bir nefes çekti içine.
” Özür dilerim,” dedi usulca. “ Yapmak zorundaydım. Kabul etsen de etmesen de ben bir polisim ve senin karınım. Bugün burada olmasaydım Connecticut polisi çoktan sizi göz altına almış olacaktı. Sonra seni sorgulayacaklardı. Lanet olası her kaynağı araştırıp geçmişini öğrenmeye çalışacaklardı. Sana baskı yapacaklar, konuşman için her yolu deneyeceklerdi. Lanet olasıcalar seni benden alacaklardı !” Hiddetlenen sesi içimi titretirken onun bu gücüne hayran olduğumu düşündüm belki bininci kez. Şimdiye kadar hiçbir kadında görmediğim cesaret ve güçle doluydu.
Gabrielle tepkisiz bedenime bir süre baktıktan sonra yumruğunu hızla göğsüme indirdi. Hiddetle sarsılan bedeni titrerken kontrolünü kaybetmeye çok yakın olduğunu fark ettim. Yumruğu bir kez daha göğsüme indi ve ardından zangır zangır titreyen bedeniyle göğsüme sarıldı. Kollarım onun kırılgan bedenini kucaklarken daha da şiddetle titremeye başladı.
” Lanet olsun, seni bir kez kaybettim. Seni öyle bir kaybettim ki neler hissettiğimi sadece ben bilebilirim. Bir daha aynı şeyi yaşayamam. Bir daha seni kaybedersem dayanamam. Gücüm yok. Benden nefret etsen de seni kaybetmemek için her şeyi yaparım. Benden-“
Dudaklarım usulca başının üzerine değerken zangır zangır titreyen bedenini taşıyan dizleri daha fazla dayanamadı. Yanımızdaki metal oturağa çökerken Gabrielle’nın titreyen bedenini kucağıma çektim. Kollarım bedenini sıkı sıkı sararken Gabrielle buz kesmiş yüzünü boynuma gömmüştü. Onu kollarımda usul usul sallarken “ Senden nefret edebileceğimi nasıl düşünürsün?” diye fısıldadım. Sesim içimdeki duygu çatışmalarından yorgun ; boğuk ve kısık çıkıyordu.
” Beni asla kaybetmeyeceksin,” dedim dudaklarımı alnına bastırırken. “ Çünkü seni asla bırakmayacağım.”
Gabrielle güçlü kollarıyla boynuma sıkıca sarıldı. İçimdeki korku öylesine büyüktü ki onu kızgınlığımla örtmeye çalışmıştım. Gabrielle’nin kanlar içinde o kapıdan girişi aklıma geldikçe çıldırmamak için kendimi zor tutuyordum.
Gabrielle sakinleşmeye yüz tutmuş bedeniyle bedenime daha da sokuldu. Yüzünü yüzüme çevirdiğinde yanağındaki morluğu ve alnındaki dikiş atılan yarasını gördüm yeniden. İçimden yükselen kükremeyi bastırsam da bedenim kaskatı kesilmişti. Ona vuran herifi parçalarına ayırmış olmam bir nevi tatminkarlık verse de bu Gabrielle’nın canının yandığı gerçeğini değiştirmiyordu.
Gabrielle yumruk atmaktan şişmiş ellerini yanaklarıma koyup endişe dolu kahverengi gözlerini gözlerime dikti.
” Anlayamıyorum,” dedi yavaşça. “ Bir adam bir kadını bu kadar çok severken ondan ayrı kalmaya nasıl katlanır ? Birbirlerini böylesine severken nasıl ayrı kalabilirler ?”
Gözlerim sıcacık kahverengi gözlerinde şefkatle gezindi.
” Katlanamaz.” Dedim usulca. “ Birbirlerini sevebilirler ama bu birlikte olacakları anlamına gelmez. Bazen tek çare gitmektir.”
Gabrielle daha da büyüyen gözlerini ellerinden yüzüme çevirdi. Sesi umutsuz küçük bir kız çocuğu gibi çıkıyordu.
” Her zaman başka bir yol vardır. Her zaman başka bir şans vardır. Onu gördüm ; Devon’ı Victoria’yaya sarılırken gördüm. Onu umutsuzca ısıtmaya çalışırken , kucağında bir bebek gibi sallarken gördüm. Victoria’yayı Devon’ı anlatırken gördüm. Gözlerindekini gördüm. Böyle bir aşk böyle bitemez. Birlikte olmaları gerek, hayatları boyunca yarım kalmış yaşayamazlar. Birlikte olmalılar.”
Alnımı alnına dayarken gözlerimizin arasında sadece santimler vardı. Nefesim nefesine karışıyordu.
” Biliyorum.” Diye fısıldadım. “Bende onu umuyorum.”